Galatasaray neden halkın takımı değildir ?
6alatasaray, Mekteb-i Sultani’de doğmuş bir kulüptür. Ve lise kökenli bu camianın çözemediği en önemli sorun da şudur: Alaylı - Mektepli.. Öncelikli olarak 6alatasaray camiası bu sorununu çözmeli. Çünkü eğer kulüp mektebinse, mektepli olmayanlar kimdir? Takıma destek verenler, aslında kime destek olmaktadır? 6alatasaraylılık duruşu nedir? ”Kol kırılır, yen içinde kalır” dendiğinde akla hangi camia gelir? Kol’un içinde kaldığı Yen “Mektep” ise, Liseli olmayanların konumu nedir? Halka açık olduğu söylenen bir oluşumda böyle bir içine kapanıklılığın mantığı nedir?
Biz söyleyelim… Halkın değil sadece bir zümrenin takımı olmanın ipuçlarıdır bunlar. Fenerbahçe gibi, gücünü halktan alan bir dev karşısında ezilmemek için, ülkenin her alanında beğeni ve güç kazanmak için ”zümre takımı değiliz!” deseler de, gelenekleri, söylemleri ve en önemlisi kongreleri, sadece belirli bir topluluğun takımı olduklarını gün gibi ortaya koyuyor.
Bu durumu en iyi şekilde anlatan örnek, kulüp başkanlığına gelmiş kişilerdir. Mektep dışından gelen, yani alaylı olan kişilere ne kadar rağbet edildiği ortada. Kulübü karşılıksız seven taraftarların istemediği birçok adayın başkanlığa tekrar tekrar gelmesi, diğer bir deyişle istifası yıllarca beklenen, büyük tepkiler ve protestolarda bulunulan kulüp başkanlarının daima mekteplilerce yeniden iktidara taşınması, bu konudaki en önemli gösterge. Bu kulübün asıl sahiplerinin tescili, tribünlerin yok varsayılmasıdır. Anlayana!

Demek ki, sokaktaki, tribündeki adam ne derse desin, ne yaparsa yapsın, mekteplilerin dediği oluyor 6alatasaray’da! Son üç yıldır, tribünlerde, medyada her türlü oluşumlarda gönderilmesi, bir daha seçilmemesi için yapılan tüm kampanyalara rağmen, sayın Özhan Canaydın, 25 Mart 2006 tarihinde 3. kez başkanlık koltuğuna oturdu. Tıpkı ilk seçildiği kongrede de yaptığı gibi, büyük kentlerde bulunan ve adına ”6alatasaraylılar Evi” denen, 6alatasaray Liselilerin derneklerinde kendisini anlatması, kongreyi kazanması için yeterli oldu. Kendisini başka kimseye (taraftarlara) bir şey izah etmek zorunda hissetmedi, ne televizyonda, ne de tüm kongre üyelerini davet ettiği bir toplantıda kendini ve yapacaklarını anlatma ihtiyacı duymadı. Çünkü Lise’nin ve Liselilerin oyunu almak 6alatasaray Başkanı için yeterlidir. 6alatasaray’da Liseliler ne derse o olur. Taraftarın söz hakkı yoktur.
6alatasaray’ın halkın değil, mektebin takımı olduğunu en iyi anlatan satırlar yine bir 6alatasaraylı (hem de 6alatasaray Spor Kulübü’nün 12 numaralı üyesi) olan Ruşen Eşref Ünaydın’a aittir. Ruşen Eşref, 1955 basımı, ”6alatasaray Hatıralarım” isimli kitabında bu durumu şöyle izah eder:
”6alatasaray, doğuşunun üçüncü yılı memleketin ilk birincisi iken, yani sürekli şanının en yüksek zamanındayken Fenerbahçe henüz bir yaşında idi. Şžu halde, Fenerbahçe doğmuş da olsa 6alatasaray gene elbette ilk göz ağrısı idi; en göz önünde durandı; fakat diyebiliriz ki o doğuştan sonra pek en gözde olmadı. Çünkü 6alatasaray bir mektep idi; bir kültür ocağı. Onun kendine göre bir geleneği, daha yekpare tutumlu bir seviyesi, bir çerçevesi vardı… O, şehre kolay katılamazdı; şehir ona kolay sokulamazdı! Günün siyaseti, partinin tutması gibi şeyler ona pek işlemezdi. Yeni doğan kardeş ise bir semti; doğrudan doğruya şehirden bir parça, o, şehirden her çevre ile daha ve girgin temas edebilirdi! Şžehir ona daha çabuk sokulabilir ve katılabilirdi! Meşrutiyet’te iktidara gelen hükümet, diyelim; ” İtiyat ve Terakki” , mektepten, ocaktan çok semti tuttu; semti, yani şehri, ve her seviyeden bir kümeyi… Onun için dilediği muhitten üye ve oyuncu derleme genişliği de bu kolaylığa eklenince Fenerbahçe’nin itibarı da daha kısa zamanda yayıldı.”
Bütün bunlara rağmen, mektepli olsun alaylı olsun bütün 6alatasaray Spor Kulübü taraftarları , iftiharla Mekteb-i Sultaniden bahsederler. Tarih alanında bu kadar iddialı (?) bir camianın güvendiği en önemli söylemlerden biridir; ”138 yıllık tarihi ( ya da 500 senelik tarihi ) olan bir camiayız” cümlesi. Bu cümlelerin altında 100. yıllara henüz ulaşmış diğer camialara bir fark atmak, büyüklük ve azametlerini uzun yıllara dayandırmak hevesi yatar. Büyüklüklerine ispat olarak, sık sık Lisenin tarihini ortaya koyarlar. Bizde kendi kitaplarını ve kaynakçalarını esas alarak bu geçmişe şöyle bir göz attık.


